Neden? Çünkü Neden Olmasın? 🐉



Bu yazıyı dışarıda minik minik yağan karı izleyerek yazıyorum. Kırpılıp kuşa çevrilmiş sömestir tatilimizin ilk haftası bitmek üzere. Pek bir şey anlamadan ikinci hafta da bitecek ve yeni döneme cumburlop bir giriş yapacağız gibi görünüyor. Sağlık olsun. Elde olanın tadını olabildiğince çıkarmaktan başka yapacak bir şey yok. 

Son birkaç gündür Youtube kanalım üzerine birtakım hummalı çalışmalar içindeyim. İçeriklerde öyle çok büyük değişiklikler olmayacak, ama formatı ve sunumu bir tık değiştirmeye karar verdim. Neden uğraşıyorum peki çok az insanın uğradığı bu videolar için? Neden bu kadar vakit ve enerji harcıyorum?

Neden yıllarımı verip çok az satan kitaplar yazıyorsam, neden üstüne para verip her hafta resim atölyesine gidiyorsam, neden sosyal medyanın ezici üstünlüğüyle birlikte blogculuk çoktan tozlu raflara kalktığı halde buraya hâlâ yazıyorsam... işte tam da ondan. Yani sevdiğim için. Boş beleş sözde muhabbetlerdense bunları tercih ediyorum. Bu kadar basit aslında.

Yazının girişindeki resmi iki ayrı çizimden bir araya getirip (kolaj elifim onun adı) kâğıda geçirmem ve boyamasına başlamam iki saatimi aldı. Sonrasında  evde de iki saat bitirmesi sürdü. Hayatımdan giden dört saat, evet. Peki bu resmi yapmasam ne yapacaktım o dört saatte? İlla ki gitmeyecek mi o dört saat? Yahu az dur, akma azıcık da sizi daha sonra gerekeceğiniz zamanlar için bir köşede biriktirelim deme şansımız var mı?  

İnsanların canından olmasını engelleyecek bir savaş durdurucu gücüm yoksa (flaş haber: yok), herkesin yeterli gıdaya, ısınmaya, sağlık hizmetine, eşit ve kaliteli eğitime, sokaklarda korkmadan yürüme özgürlüğüne erişebildiği hakkaniyetli bir sistemin başındaki karar vericilerden değilsem (bir flaş daha: değilim)... neden üzüleyim ki yüzümde kocaman bir gülümsemeyle ve tüm dikkatimi verebildiğim o dört saat geçti gitti diye. 


Minimal şeyleri çok seviyorum. Gördüğünüz Japon işi minnaklar da dünkü atölye çalışmasında çıktı. İkisini  şu el boyutundaki ufacık defterin birer sayfasına yapmam 1.5 saatten fazla aldı. Süre bittiğinde daha karmaşık bir çizimin taslağını hızla çizdiğimi gören hocam, "Önden daha sade ve keyif aldığın bir şey yaptın, elin açıldı, o yüzden bu da rahat gitti," dedi. Ona verdiğim cevapla, uzundur yamacıma uğramayan yaratıcı yazma sürecimin olası çözülme yolunu da bulmuş olabilirim. "Bir şeyleri bitirmiş, tamamlamış olma hissi çok iyi geldi."

Tam da bu sanırım hem yarım bıraktığım öykülere/romanlara geri dönmenin hem de yeni "minik" şeyler yaratmanın yolu. Hiçbir yaratım minik falan değil aslında. Her saniye - ama gerçekten HER saniye - aldığımız ufacık nefesler değil mi koskoca hayatın devamını sağlayan? İşte benim de yaratımda, yazıda minik nefesler aldırmam lazım kendime. Lazım yok elif. Bu lazımlar bitiriyor işte kafanı. Hiçbir şey LAZIM DEĞİL. Bir uğra sadece oralara, iyi gelecek gizli minik dostlar vardır belki kafasını uzatıp bakan, onlara bir merhaba der, belki otur bir çaylarını iç, o kadarı bile yeter.

Yine kararlar alıyorum içimden içimden. Sürekli değişmek, dönüşmek, kendim ve ailem için daha iyi olanı bulmaya çalışma yolunda yeni kararlar almak bir elif hâli mi acaba? Burayı okuyan başka elifler varsa yazarlar belki. 

Son birkaç yıldır severek takip ettiğim Rich Roll'un  Youtube podcastinde Dr. Maya Shankar'la olan konuşmasını dinliyorum. "The Other Side of Change" adlı bir kitabı yazmış Shankar. Değişimin Diğer Tarafı. Yine bir köprü geçme hali yani. En sevdiğimiz. 

Diyor ki Dr. Shankar, bizi biz yapan, kimliğimiz dediğimiz şeyler bir sebepten sarsıldığında ve onları artık devam ettiremediğimizde, ne yaptığımıza odaklanmak yerine, bizi tanımladığını düşündüğümüz o şey(ler)i "neden" yaptığımızı  sormamızı söylüyor. Beni sevdiğim şeyleri yapmaya iten şey ne? 

Yani:
"yazarım", değil, "neden yazıyorum?"
"maraton koşuyorum", değil, "neden maraton koşuyorum?"
"öğretmenim", değil, "neden bilgi aktarıyorum?"
"gitar çalıyorum", değil, "neden çalıyorum?"
"insanlara yardım ediyorum", değil, "neden yardım ediyorum?"

Bir şeyleri yapma nedeninizi keşfettiğinizde, hayat sıkça yaptığı üzere olaya müdahil olup o şeylerden birini veya birkaçını sekteye uğrattığında, o şeyin hayatınızdan bir süreliğine veya tamamen çıktığının kabulü, yapma nedenini hâlâ hatırlıyorsanız daha kolay olabilir mi?

Sanırım içgüdüsel/sezgisel/içsel olarak bildiğimiz bir şey olsa gerek bu; zira ben yazamadığımda hep  başka yaratıcı şeylere yöneliyorum. Bazen resme, bazen sadece yaratıcı kişilerin hayatlarını izlemeye/okumaya, Youtube'a içerik üretmeye.

Peki ben, ister kek olsun ister kitap ister Youtube videosu, bir şeyler yaratmayı, kendime göre dokunuşlarla bir şeyleri sıfırdan ya da yeniden biçimlendirmeyi  neden seviyorum? Günün sorusu bu benim için. Söyleşilerde sorulan klişe "neden yazıyorsun" sorusunun çok daha geniş bir versiyonu: Neden yaratıyorsun?

Çünküleri bende. Siz de kendiniz adına düşünürsünüz belki bu vesileyle. Hayatınız boyunca ısrarla yöneldiğiniz neler var, sizi siz yaptığını düşündüğünüz? Kaçını kendi isteğinizle bıraktınız, kaçı hâlâ devam ediyor ama belki  heyecanınızı kaybettiniz, kaçı sizden hayat/koşullar vs tarafından alındı ve artık yok? Ve bunlar sizden "gittiğinde" yerlerini neyle dolduruyorsunuz?
❄️
Kar durup durup tekrar başlıyor. 
Ben de durup durup tekrar başlıyorum.
O zaman düz mantıkla
Ben kar mıyım?
❄️
😂 Günün şiir olmaktan çok uzak çakma şiirimi de yazmışsam, yazıyı bitirme vakti gelmiş demektir. Bu aralar sürekli dinlediğim nefis bir kar şarkısı bırakıp kaçayım. Sağlıcakla kalın.
 


Yorumlar