Ağır 🐢⚓️
İnsan, gemi çapası gibi kendi dibe batsa da yukarıdakileri sağlama alan bir ağırlıkta oluyor bazen. Bazense ağırlık bir kaplumbağanın dışarıdan telaşsız görünen haline benziyor, ama aynı kaplumbağanın algıladığı ilk tehditte başını ışık hızıyla içeri çekip dakikalarca kabuğundan çıkmayacağını da unutmamak lazım.
Bir süredir her iki ağırlığı da deneyimliyorum. Kendimden önce başkalarını düşünüp onları ayakta, sağlıklı tutma ve yalnız, çaresiz hissetmemeleri -ve dahi iyi hissetmeleri- çabası var bir yandan. Bir yandan da hemen her şeyi ertelediğim, ağırdan aldığım, umursa(ya)madığım, bıraktığım.
Daha kolay bırakıyorum artık sanırım. Hâlâ net ve kararlı bir şekilde değil çoğu zaman, ama beni dibe çeken şeyleri (kişileri, durumları, duyguları, işleri, alışkanlıkları) fark etmem daha kısa sürüyor ve dedikleri gibi: once you see it, you can't unsee it. Türkçe meali, bir şeyi bir kez gördün mü, görmemiş gibi yapamazsın. Ya da o türden bir şey.
Meditasyon iyi geliyor. Kısa kısa ama ve daha çok da kendi kendime. Resim yapmak da çok iyi geliyor, üşenmeyip atölyeye gittiğim zamanlar. Oradaki iki saat nasıl geçiyor anlamıyorum. Bir masanın etrafında oturmuş, sessiz bir grup. Herkes kendinde.
Whatsapp'la olan düzeysiz ilişkimi biraz sınırlama kararı aldım. Her şeye ve herkese anında cevap verme huyumun beni şaka değil yıllardır ne kadar yorduğunu fark ettim son dönemde. Hele ki aramayıp sormayıp bir anda hiç yoktan belirip benden bir şey isteyengiller. Bazı insanlar sizi işiniz, becerileriniz ve çeşitli konulardaki donanımınızla kendilerine hizmet etmek zorunda bırakır ya, kendilerince kurdukları sözde ve sahte samimiyet üzerinden. Bir yere kadar kaldırıyor bünye bunları. Benimki yıllarca kaldırdı sanırım. Artık bırakıyorum. Beklesinler. Küssünler. Yadırgayıp yargılasınlar. Gerçekten hiç umursayacak halim kalmadı.
Umursayabildiğim yukarıda gördüğünüz fotoğraftaki yazı. Dünyalar güzeli İranlı bir kız öğrencimle onun erkek arkadaşının bana getirdiği hediyelerden birinin kutusundan çıkan yazı. Ne yaptım peki onlarda bu minnet duygusunu uyandıracak? Savaşı mı bitirdim, ekonomik destek mi sağladım, uykusuz gecelerine sızıp uyku mu enjekte ettim yorgun gözlerine, ya da huzur, huzursuz zihinlerine, kaplerine.
Yok. Sadece aradım sordum. İyi misin, sen ve ailen iyi misiniz, Türkiye'de misin yoksa ailenin yanında mı, bir şeye ihtiyacın var mı, daralırsan yaz bana tamam mı dedim. Bu kadar. Gerçekten sadece bu kadar. Aynı yıllardır Michiko'nun ta Japonya'dan bana her depremde, bizim coğrafyanın olmazsa olmazı her savaş durumunda Türkiye'nin etkilenme olasılığında, ailemle ilgili bir sıkıntı yaşadığımı bildiğinde.
Çok zor değil aslında bazı şeyler. Hatır sormak (hemen akabinde bir iş istemeden), içtenlikle kendini anlatmak (karşıdakinin içinden geçtiği halleri unutmadan), arada yoklamak (herhangi bir beklentiye girmeden). Cidden zor değil, cidden isterseniz yani.
Yine yeni bir yola giriyorum, hissiyatım o yönde. Bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak. Hem eski yollarımdan izler var bu yeni yolda, hem yeni dikenlerin üstünde pespembe açan minik çiçekler. Ve bu yolda hep şükürdeyim. Sağlığıma, eşime, oğluma, kedime, evime, işime, öğrencilerime, bir elin parmak sayısına asla erişemeyen az ama öz (ve aslında çok nadiren görüşebildiğim) arkadaşlarıma, kitaplarıma, sevdiğim dizilerde edindiğim hayali dostlara, masamızdaki yemeğe, suya.
Hayat duyguda ağır, tam da o başta bahsettiğim çapa gibi, ama akışta coşkun bir nehir. Bir bakmışsın sonsuz okyanusa ulaşıp bilmediğin derin sulara karışma vaktin gelmiş. Ne çerçöpler, ne başıboş kütükler aşmış, ne güneşler görmüşsün ne yağmurlar.
Bu yazı bugünkü tek yazı pratiğim olacak muhtemelen. Zira yaratıcı güç için güç toplamaya çalışıyor bünye hâlâ ve bu çok ama çok ağır oluyor. Sen ne kadar yırtınırsan yırtın, her şey kendi zamanında ve olması gerektiği kadar oluyor.
Yazıyı şu liste eşliğinde yazdım. Çok iyi geldi.
Sağlıcakla kalın.


Yorumlar
Yorum Gönder