Kendini Eyleme Sanatı 101 🧚‍♂️




Dün çok tuhaf bir gündü. Dışarıdan bakan birine son derece normal görünürdüm belki. Uyan, etrafı şöyle bir topla, günlüğe bir şeyler karala, kahvaltını hazırla, aynı anda akşam buzluktan çıkardığın köfteleri akşama hazır et, zira şu an böyleysen akşam ne kadar yorgun olacağını Allah bilir, ilaç vitamin vs al, demlemeye üşenip uyduruktan bir çay yap, epostalarını kontrol et, çamaşır at, onlar yıkanırken kuruyanları topla, oğluşun gömleklerini ütüle, yerde gözüne çarpan kırıntıları elektrik süpürgesiyle al, biraz dersine bak, biraz plan program yap, biraz kitap karıştır, sonra okula götüreceğin öğle yemeğini hazırla, çantanı ve kendini de, yeni çamaşırları as, gazı suyu kontrol edip çıkarken akşam atmayı unuttuğunuz çöpleri de al, 45 dakika (şaka gibiydi bu) dolmuş bekle, okula git, ders yap, ders bitince dolmuşa bin, o sırada sevdiceğin arasın, mahalle pastanenizde oturup iki çay için, gününüzü konuşun, rahatlayın, sonra evin yolunu tutun. Oğluş da gelsin, Miyu Hanım'ın suyu ve maması yenilensin, biraz masanda çalış, günü kapatmayı beklediğin anda sürpriz bir telefon al, hem şaşır hem çok ama çok mutlu ol, ve sonra uykun kaçsın, saat bire kadar otur yukarıdaki resmi çiz, sonra derin bir uyku, ve geç yatmamışsın gibi gözler yine altı otuzda pıt açılsın.

Var mı size tuhaf görünen bir şey? Günümüz normal insanının koşturmacasından eksiği vardır fazlası yoktur şu yazdıklarımın. Ama çok "tuhaf" bir şey oldu tüm bunlar gerçekleşirken. Özellikle sabahtan öğlene, okula gidene kadarki kısımda. Dolmuşa yürüyene kadar yaptığım her ama her şey eş zamanlı yürüdü desem ne ifade eder size?

Valla aynen öyle oldu. Nasıl şu an bilgisayarımda izlemek istediğim Youtube videolarının hepsi farklı farklı sekmelerde açık duruyorsa, dün sabahım da aynı öyle oldu. Bir işi yaparken diğerine geçtim, yenisini bitirmeden bir başkasına, hemen sonra bir yenisine... ve bu öyle zincirleme bir hâl aldı ki! Aslında sanırım çoğu zaman - gerçekten çok odaklı çalıştığım dönemler hariç - böyleyim. Ama bu seferki "multifunctioning"den epey farklıydı. Bir kere aynı anda birkaç şey yapmıyordum. Hepsini tek tek, ama hiçbirini bitirmeden. 

Ama asıl tuhaf olan şuydu: o karman çorman zihnim aynı anda bir o kadar berraktı ve tüm olup biteni dışarıdan sakince izliyordu sanki. Her şeyin ama her şeyin farkındaydı, ama elinden bir şey gelmeyeceğini bildiği için sessizce beklemeye almış gibiydi kendini. Mail okurken aklıma çamaşırlar geliyor, çamaşırları atmaya gittiğimde yerdeki tozu görüp süpürgeye koşuyor, süpürgeyi daha yerine bırakmadan şuradan geçerken kuruyan çamaşırları toplayayım diyor, ilk postayı odaya bırakmaya girdiğimde çantamı görüp okula götüreceklerimi toplamaya başlıyor, toplarken oğluşun gömleklerini görüp ütü masasını çıkarıyor, ütü yaparken telefonumu nereye bıraktığımı bilmediğim için onu arıyor, telefonu elime alınca bir mesaj görüyor.... Yoruldunuz mu? Hah, bir de beni düşünün. 

Şu an bilgisayarımın tepesinde açılı yirmi kadar sekmeyi aynı anda izliyormuşum gibi düşünün. Sesler birbirine karışıyor, bir video bir başkasını tetikliyor ve daha açık sekmelerin hiçbirini tam izlememişken beş tane daha yenisini açıyorum ve oradan da başkaları geliyor.

Gerçekten tuhaftı. Oradan oraya sıçrayan zihin benim için hiç yeni bir şey değil, hatta iki öğrencimin "hocam sizde ADHD mi var acaba" dediğini hatırlıyorum. İkisi de kendileri ADHD'li oldukları için bende öyle bir şey gözlemlemişler, üstelik biri psikolog, işin uzmanı yani. ADHD ya da değil, ben çocukluğumdan beri alışığım aslında bu zıp zıp zihne. Aynı anda kırk beş işe girişirim, hepsinin de çok şükür ki altından bir şekilde kalkarım, tek seferde tek kitap okuduğum çok nadir görülmüş şeydir, en az 3-5 kitap birlikte ilerler vs., ama dünkü çok acayipti çünkü ikinci ve dışarıdan bir zihin sakince izledi olup biteni. Hepsinin farkındaydı, tüm yarım bırakmaların, açılan tüm yeni sekmelerin, tüm hızlı geçişlerin ve hatta bir ara nefessiz -ve dahi "n'apıyorum ben" şeklinde çaresiz- kalışımın. Ama müdahale etmedi. Sanırım olması gereken - bir şekilde - buydu ve oldu. ilk defa kendimi ve zihnimin geçişlerini bu kadar net, müdahil olamayacağım, çoktan çekilip bitmiş bir filmi izler gibi izledim. Bir ara kendimi zorlayıp bir işi bitirmeye çalışırken buldum, ama hop hemen başka bir şeye geçtim.

İlginç bir deneyimdi. Ama bence bir o kadar ilginç olan, evden çıktığımda yukarıda saydığım her ama her işin tamamlanmış olmasıydı. Aynı sürede sıralı ve bir pencere kapanmadan diğerini açmamak suretiyle düzen içinde de tamamlayabilirdim, ama hepsini aynı anda yaparak, düzensiz dalgalarla boğuşur gibi bir halde yapıp bitirdim. 

Ve ne zaman durdu biliyor musunuz zihin? Dün derse geç kalmama sebep olan dolmuşun tam 45 dakika geciktiği sırada. Gelmeyince gelmiyor meret ve beklemekten başka seçenek yok. Yani otobüsle önce Kızılay'a inip oradan metroyla da geçebilirdim, ama belli bir süre bekledikten sonra "beklemem boşa gitmesin, gelir artık" mantığı oluyor haliyle. Ve o çaresiz, Ankara'nın saçma Mart ayazında ellerim, yüzüm donarak beklediğim hâl, 5-10 dakika gecikmeyle derse girdiğimde full bir odaklanma istedi benden. Dedim ki çocuklara açın kâğıt defter tablet ne varsa, on dakika sessizce yazacağız. Kural yok, şart şart yok, dilbilgisiymiş, yazım kuralıymış, organizasyonmuş hiçbir şey istemiyorum. Sizde kalacak yazdıklarınız, isterseniz on dakika sövün birilerine, fark etmez.

Ben de yazdım onlarla birlikte. On dakika bittiğinde artık sabahki çok sekmeli halden iyice çıkmıştım. Mecburi bir işin içinde zorunlu bekleme hali (dolmuş efendi) zıplayan zihnimi oraya öyle bir odaklamıştı ki sonrasında yeni odaklanmalar geldi ve akşam eşimle buluştuğumda geriye tatlı bir yorgunluk kalmıştı sadece. Ve sonra gece bire kadar uyutmayan açıklıkta, ne istediğini bilen net bir zihin.

Buraya yazılmayı hak eden bir deneyimdi bu benim için. Akşam beni inanılmaz mutlu eden aramanın kimden geldiği, ne içerdiği, neden beni ağlattığı ve bugüne yeni bir enerjiyle başlamamı sağladığı bende saklı kalsın. Hep minnettardım o kişiye zaten, dün gece iyice katlandı minnetim. Yaşasın bizi olduğumuz gibi görüp kabul etmekle kalmayıp, bizim kendimizde göremediğimiz, çamurların içine atıp unuttuğumuz cevherlerimizi de içtenlikle gösteren, kendimize vermeyi unuttuğumuz değeri bize cömertlikle verenler.🙏🏻

Haydi sağlıcakla kalın sevgili blog dostlarım. 

🧚‍♂️

Yorumlar